Bir web sitesinin eskimesi için kaç yıl geçmesi gerekir? İki yıl mı? Beş yıl mı? On yıl mı? Aslında hiçbirinin doğru bir cevabı yok. Bazen on yıl önce yapılmış bir web sitesine girersiniz ve şaşırtıcı biçimde hâlâ temiz, anlaşılır ve güvenilir görünür. Bazen de yalnızca iki yıl önce hazırlanmış bir siteye bakıp çok daha eski olduğunu düşünürsünüz. Üstelik çoğu zaman ortada kolayca gösterebileceğiniz büyük bir problem de yoktur. Site açılıyordur. Menüler çalışıyordur. Telefon numarası doğrudur. Ürünler yerindedir. Formdan mesaj gönderilebiliyordur. Ama bir şey değişmiştir. Site artık yeni hissettirmiyordur. Web tasarım dünyasının ilginç taraflarından biri tam olarak burada başlıyor. Bir web sitesi yalnızca teknik olarak yaşlanmaz. Görsel olarak, davranışsal olarak ve hatta kullanıcıların beklentileri karşısında da yaşlanır.
Daha ilginci, bu yaşlanma çoğu zaman sitenin kendisinde meydana gelen bir değişiklikten kaynaklanmaz. Site aynı sitedir. Değişen, onun etrafındaki dünyadır.
Web Sitelerinin Üzerinde Üretim Tarihi Yazmaz
Bir otomobilin model yılını bilmeseniz bile yaklaşık yaşını tahmin edebilirsiniz. Farlarının biçimi, gösterge paneli, direksiyon, multimedya ekranı, düğmeler, kullanılan malzemeler size ipuçları verir. Web sitelerinde de benzer bir durum vardır. Bir kullanıcı sitenin kaynak koduna bakmaz. Hangi yıl yapıldığını bilmez. Kullanılan yazılım teknolojisini de çoğunlukla umursamaz. Ama hisseder. 2014 yılında son derece modern görünen bir tasarımın bugün neden eski göründüğünü açıklamak herkes için kolay olmayabilir. Kullanıcı belki sadece: “Site biraz eski gibi.” der. O “gibi” kelimesinin arkasında ise onlarca küçük ayrıntı vardır.
Yazı karakterleri, boşluklar, fotoğraf boyutları, menünün yüksekliği, butonların biçimi, içerik yoğunluğu, sayfanın genişliği, görsellerin kalitesi, mobil davranışlar, animasyonlar, ikonlar ve hatta iletişim bilgilerinin sunuluş şekli... Bunların hiçbiri tek başına sitenin yaşını belirlemez. Fakat hepsi bir araya geldiğinde ziyaretçinin zihninde sitenin hangi döneme ait olduğuna ilişkin görünmez bir tarih etiketi oluşturur.
Asıl Yaşlanan Site Değil, Kullanıcının Beklentisidir
Web tasarım konusunda yapılan en büyük yanlışlardan biri, eski tasarımı yalnızca görsel moda üzerinden değerlendirmektir. Bir dönem gölgeli butonlar kullanılıyordu, artık kullanılmıyor. Bir dönem slider modaydı, artık daha az kullanılıyor. Bir dönem küçük fontlar tercih ediliyordu, şimdi büyük fontlar kullanılıyor. Bunların hepsi doğru olabilir fakat meselenin yalnızca görünen kısmıdır. Asıl değişen şey kullanıcının interneti kullanma biçimidir. On yıl önce bir ziyaretçi internet sitesine girdiğinde bilgi arıyordu. Bugün ise aynı bilgiyi mümkün olduğunca az çabayla bulmak istiyor. Bu küçük fark, web tasarım anlayışının büyük bölümünü değiştirdi.
İnsanlar artık menüleri incelemek istemiyor. Uzun açıklamalar arasından telefon numarası aramak istemiyor. Bir şirketin ne yaptığını anlamak için “Hakkımızda” sayfasına girip üç paragraf okumak istemiyor. Telefonundan siteye girdiğinde parmağıyla küçücük bağlantılara dokunmaya çalışmak istemiyor. Bir butona bastığında ne olacağını tahmin etmek istiyor. Sayfanın aşağısına doğru ilerlediğinde neyle karşılaşacağını sezmek istiyor. Kısacası kullanıcılar internette geçirdikleri yıllar boyunca eğitildiler. Bu eğitim herhangi bir kursla gerçekleşmedi. Her gün kullandığımız yüzlerce uygulama ve web sitesi tarafından yavaş yavaş oluşturuldu.
Google, YouTube, Instagram, Amazon, Netflix, bankacılık uygulamaları, yemek sipariş servisleri, rezervasyon sistemleri... Her biri kullanıcıların dijital davranışlarına yeni alışkanlıklar ekledi. Dolayısıyla 2016 yılında yapılmış bir web sitesi 2026 yılında hâlâ teknik olarak kusursuz çalışabilir. Fakat 2026 yılının kullanıcısı artık 2016 yılının kullanıcısı değildir.
Bir Sabah Uyanıp Eski Olmaz
Web sitelerinin yaşlanması genellikle dramatik değildir. Bir sabah siteye girip: “Evet, bugün eskimiş.” demezsiniz. Süreç çok daha sessiz ilerler. Önce kullanılan font biraz demode görünmeye başlar. Sonra ana sayfadaki görseller küçük kalır. Bir süre sonra menü gereğinden fazla kalabalık görünür. Rakip firmalar sitelerini yeniler. Telefon ekranları büyür. İnternet bağlantıları hızlanır. Fotoğraf kalitesi yükselir. Kullanıcıların alıştığı arayüzler değişir. Ve bütün bunlar olurken sizin web sitenizde tek bir piksel bile değişmemiş olabilir. İşte dijital yaşlanmanın en ilginç tarafı budur:
Değişmeden kalarak eskiyebilirsiniz.
Boşluklar Bir Web Sitesinin Yaşını Ele Verebilir
Eski web siteleriyle yeni web siteleri arasındaki en belirgin farklardan biri çoğu zaman renkte veya görselde değil, boşluktadır. Eski tasarımlar genellikle alanı ekonomik kullanmaya çalışır. Bunun tarihsel bir sebebi vardır. Bilgisayar ekranları küçüktü. 1024x768 çözünürlük yıllarca standart kabul edildi. Tasarımcı mümkün olduğunca fazla içeriği ekranın görünen bölümüne sığdırmaya çalışıyordu. Bu yüzden başlık, metin, görsel ve butonlar birbirine oldukça yakın yerleştiriliyordu. Bugün ekranlarımız büyüdü. Fakat daha önemlisi, web tasarım anlayışımız değişti. Boş alan artık “kullanılmamış yer” olarak görülmüyor. Tasarımın bir parçası olarak görülüyor.
Bir başlığın çevresindeki boşluk o başlığı daha önemli hale getirebilir. Bir ürün fotoğrafının etrafındaki alan ürünü daha değerli gösterebilir. İki bölüm arasındaki mesafe kullanıcının zihninde “burada başka bir konuya geçiyoruz” mesajı oluşturabilir. Lüks markaların web sitelerine bakıldığında bunun çok belirgin örnekleri görülür. Ekranı doldurmak için uğraşmazlar. Tam tersine, boşluğu kullanmaktan çekinmezler. Bu nedenle yıllardır güncellenmemiş bir kurumsal web sitesine baktığımızda bizi rahatsız eden şey bazen renkler veya görseller değildir. Her şey birbirine biraz fazla yakındır. Site nefes almıyordur.
“Her Şeyi Ana Sayfaya Koyalım” Dönemi
Web tasarım projelerinde yıllardır değişmeyen bazı talepler vardır. Bunlardan biri şudur: “Bu da ana sayfada görünsün.” Sonra başka bir şey gelir. “O da önemli, onu da ana sayfaya alalım.” Hizmetler önemlidir. Referanslar önemlidir. Belgeler önemlidir. Hakkımızda önemlidir. Haberler önemlidir. Ürünler önemlidir. Sosyal medya önemlidir. Telefon numarası önemlidir. Harita önemlidir. En sonunda ana sayfadaki her şey önemli hale gelir. Ve her şey önemli olduğunda aslında hiçbir şey önemli değildir. Eskiyen web sitelerinde bu durum sık görülür. Site ilk yapıldığında belki gayet düzenlidir. Yıllar içerisinde yeni bir hizmet eklenir, yeni bir kutu konur. Sonra kampanya bannerı gelir. Ardından Instagram bölümü eklenir. Bir sertifika alınır, logosu konur. WhatsApp butonu eklenir. Çerez bildirimi gelir. Açılır kampanya penceresi eklenir.
Site bir anda eskimemiştir. Üzerine yıllar boyunca eşya birikmiştir. Bir evin deposu gibi. Web tasarım yenileme çalışmalarında bu yüzden bazen en doğru karar yeni bir şey eklemek değil, bazı şeyleri kaldırmaktır.
Slider'lar Bize Bir Dönemi Hatırlatıyor
Bir zamanlar kurumsal web sitesi denildiğinde ana sayfanın üstünde büyük bir slider neredeyse zorunluydu. Birinci görsel: “25 Yıllık Tecrübe” İkinci görsel: “Kaliteli Hizmet” Üçüncü görsel: “Müşteri Memnuniyeti” Dördüncü görsel: “Bizimle İletişime Geçin” Görseller sağdan sola geçer, bazen üzerinde uzun metinler olur, altında küçük yuvarlak noktalar bulunurdu. Slider'ın kendisi kötü bir tasarım öğesi değildir. Bugün de doğru yerde kullanıldığında işe yarayabilir. Ancak belirli bir dönemde o kadar yoğun kullanıldı ki artık bazı uygulama biçimleri ziyaretçiye doğrudan belirli bir web tasarım dönemini hatırlatıyor. Tıpkı bir evde bordo deri koltuk görmenin insana belli yılları hatırlatması gibi.
Web tasarım trendlerinin tehlikeli taraflarından biri budur. Bir trend ne kadar hızlı yayılırsa, hangi döneme ait olduğunu gelecekte o kadar kolay belli eder.
Fotoğraflar Tasarımdan Daha Hızlı Yaşlanabilir
Bir sitenin tasarımı gayet iyi durumda olabilir ama fotoğrafları bütün siteyi eski gösterebilir. Özellikle kurumsal sitelerde bunu sık görürüz. Ofis fotoğrafı 2012 yılında çekilmiştir. Çalışanların yarısı artık firmada değildir. Fotoğraftaki bilgisayar monitörleri bile dönemi ele verir. Fabrika yenilenmiştir ama web sitesinde hâlâ eski üretim alanının fotoğrafı vardır. Şirket araçlarının modelleri değişmiştir. Tabela değişmiştir. Logo yenilenmiştir fakat bazı görsellerde eski logo görünmeye devam eder. Bunların her biri ziyaretçiye küçük bir mesaj verir: “Bu siteyle uzun zamandır ilgilenilmiyor.” Burada mesele yalnızca estetik değildir.
Güncellik, güvenin bir parçasıdır. Bir kullanıcı web sitesinin yıllardır dokunulmamış olduğunu düşünmeye başladığında farkında olmadan şirket hakkında da benzer bir soru sormaya başlayabilir: “Firma hâlâ aktif mi?”
Stok Fotoğrafın Yaşlanması Daha Gariptir
Bir de stok fotoğraflar vardır. Takım elbiseli beş kişinin masanın etrafında gülerek laptop ekranına baktığı o meşhur fotoğraflar... El sıkışan iki iş insanı... Çağrı merkezinde kulaklık takıp kameraya gülümseyen kadın... Grafiği gösteren takım elbiseli yönetici... Bunlar yıllarca kurumsal web tasarım dünyasının vazgeçilmez görselleriydi. Sorun stok fotoğraf kullanılması değil. Sorun, kullanıcının artık stok fotoğrafı tanımayı öğrenmiş olması. İnsanlar eskiden bu görüntüleri “profesyonel şirket” olarak okuyordu. Bugün ise çoğu kullanıcı bilinçli olarak düşünmese bile görüntünün gerçek olmadığını hissediyor. Bu nedenle bazen cep telefonuyla düzgün ışıkta çekilmiş gerçek bir ekip fotoğrafı, on binlerce liralık prodüksiyon hissi veren yapay bir stok görselden daha fazla güven oluşturabiliyor.
Web'in yaşlanması biraz da kullanıcıların numaralarımızı öğrenmesiyle ilgilidir.
Fontlar Konuşur, Üstelik Tarih de Söyler
Bir yazı karakterinin bir web sitesinin yaşını bu kadar değiştirebilmesi şaşırtıcıdır. Aynı siteyi düşünün. Aynı renkler. Aynı fotoğraflar. Aynı içerikler. Yalnızca fontu değiştirin. Bir anda birkaç yıl gençleşebilir veya yaşlanabilir. Çünkü tipografi yalnızca okunabilirlikle ilgili değildir. Her dönemin görsel hafızasında bazı yazı karakterleri daha baskın hale gelir. Web tasarım dünyasında font kullanımı da yıllar içinde ciddi biçimde değişti. Eskiden teknik zorunluluklar nedeniyle birkaç güvenli font etrafında dönülüyordu. Daha sonra web fontlarının yaygınlaşmasıyla seçenekler arttı. Bugün ise mesele yalnızca hangi fontun seçildiği değil.
Başlıkların büyüklüğü, harf aralıkları, satır yüksekliği, metin bloklarının genişliği ve farklı ağırlıkların nasıl kullanıldığı da sitenin çağdaş görünümünü belirliyor. Özellikle çok küçük gövde metinleri eski siteleri hemen ele verebiliyor. Çünkü yeni web tasarım anlayışında okunabilirlik uğruna biraz daha fazla alan harcamaktan korkmuyoruz.
Butonların Bile Bir Yaşı Var
Bir buton düşünün. Üzerinde: “DETAYLI BİLGİ” yazıyor. Koyu renk bir gradient var. Çevresinde ince bir gölge. Köşeleri hafif yuvarlatılmış. Üzerine gelince rengi değişiyor. Tek başına baktığınızda bunda yanlış hiçbir şey olmayabilir. Ama belirli görsel özellikler bir araya geldiğinde zihnimiz onu belli bir döneme yerleştirir. Bir dönem butonların gerçekten fiziksel bir düğmeye benzemesi gerekiyordu. Kullanıcı onun basılabilir olduğunu anlamalıydı. Bu yüzden gölgeler, kabartmalar ve parlak yüzeyler kullanılıyordu. Sonra düz tasarım geldi. Gölgeler kayboldu. Ardından tasarım dünyası gölgeleri tekrar keşfetti ama bu kez başka biçimde kullandı.
Köşe yuvarlaklıkları değişti. Buton yükseklikleri büyüdü. Dokunmatik ekranlar yaygınlaştıkça tıklama alanları genişledi. Yani küçücük bir buton bile internetin geçirdiği dönüşümün izlerini taşıyor.
Mobil Uyumlu Olmak Artık Yeterli Değil
Bir dönem web tasarım firmalarının en güçlü satış cümlelerinden biri şuydu: “Mobil uyumlu web sitesi.” Bugün bunun bir özellik olarak ayrıca söylenmesi bile giderek garipleşiyor. Çünkü mobil uyumluluk artık ekstra değil, temel beklenti. Fakat burada başka bir yaşlanma başladı. Eski responsive sitelerin önemli bir kısmı teknik olarak mobil uyumludur. Sayfa telefon ekranına sığar. Menü hamburger menüye dönüşür. Görseller küçülür. Metinler alt alta gelir. Google'ın mobil testinden de geçebilir. Ama kullanması keyifli değildir. Çünkü masaüstü için tasarlanmış bir sitenin parçaları yalnızca telefon ekranına dizilmiştir.
Modern mobil web tasarım yaklaşımında ise telefon ekranı başlı başına düşünülür. Kullanıcının başparmağı nerede? Telefon numarasına nasıl ulaşacak? Form doldururken klavye açıldığında ekran ne hale gelecek? Bir buton tek elle rahatça kullanılabilecek mi? Sayfa boyunca ne kadar kaydırması gerekecek? Görsel gerçekten telefonda gerekli mi? Masaüstünde hoş görünen animasyon telefonda hâlâ anlamlı mı? Dolayısıyla bir web sitesi responsive olabilir ve yine de yaşlanmış olabilir.
Hızın Kendisi Değil, Hız Hissi Değişti
Eskiden kullanıcı bir web sitesinin açılmasını beklerdi. Çünkü internet yavaştı. Herkes bunu biliyordu. Bugün ise kullanıcı neden beklediğini sorguluyor. İnternet bağlantısı yüzlerce megabit olabilir ama site hâlâ ağır hissedebilir. Burada ilginç bir ayrım ortaya çıkıyor: Gerçek hız ile algılanan hız aynı şey değildir. İki site teknik olarak aynı sürede yüklenebilir fakat biri daha hızlı hissedilebilir. Çünkü kullanıcı boş beyaz ekrana bakmak yerine içeriğin oluştuğunu görür. Önce başlık gelir. Sonra görsel. Sayfa kullanılabilir hale gelirken diğer öğeler tamamlanır. Modern web tasarım yalnızca sayfanın kaç saniyede açıldığıyla değil, kullanıcının o süreyi nasıl deneyimlediğiyle de ilgileniyor.
Bu yüzden yıllar önce kabul edilebilir olan “önce her şeyi yükle, sonra göster” yaklaşımı bugün siteyi olduğundan daha eski hissettirebilir.
Web Sitesinin Eskimesiyle Firmanın Eskimesi Aynı Şey Değildir
Burada önemli bir haksızlık ortaya çıkıyor. Bir şirket son derece modern olabilir. Üretim tesislerini yenilemiş olabilir. Yeni makineler almış olabilir. İhracat yapıyor olabilir. Ekibini büyütmüş olabilir. Sektöründeki en iyi firmalardan biri olabilir. Ama web sitesi 2015 yılında kalmış olabilir. Ziyaretçi bunları bilmez. Onun karşısında şirketin binası yoktur. Fabrikanın içini görmez. Genel müdürle konuşmaz. Ürünü eline almaz. Karşısında yalnızca ekran vardır. Bu nedenle web sitesi bazen şirketin gerçek kalitesinin gerisinde kalır. Belki de eski bir web sitesinin ticari açıdan en büyük zararı budur. Kötü bir şirketi kötü göstermek değildir.
İyi bir şirketi olduğundan daha sıradan göstermek.
Rakibiniz Sitesini Yenilediğinde Sizin Siteniz Biraz Eskir
Bu ilk bakışta mantıksız gelebilir. Sizin sitenizde hiçbir şey değişmedi. Nasıl olur da rakibiniz sitesini yeniledi diye sizin siteniz eskir? Çünkü kullanıcı karşılaştırma yapar. Özellikle hizmet satın alırken birkaç şirketin sitesini arka arkaya açar. İlk firma modern, hızlı ve temiz bir web sitesiyle karşılar. İkinci firma da benzer seviyededir. Üçüncü sekmede sizin siteniz açılır. Siteniz dün neyse bugün de odur. Ama kullanıcının referans noktası birkaç dakika içinde değişmiştir. Web tasarım kalitesi mutlak bir değer değildir. Çevresindeki diğer deneyimlerle birlikte değerlendirilir. Mahalledeki bütün binalar 30 yıllıksa sizin 20 yıllık binanız yeni görünebilir.
Yanına üç tane modern bina yapıldığında aynı bina birden yaşlı görünmeye başlar. İnternette bu süreç çok daha hızlı gerçekleşir.
İçerik de Yaşlanır
Tasarımı tamamen unutalım. Sadece metinlere bakalım. “Firmamız 15 yılı aşkın süredir...” Bu cümle 2017 yılında yazılmışsa firma bugün kaç yıllıktır? Ana sayfada “Yeni ürünümüz” diye tanıtılan ürün gerçekten yeni mi? Son haber 2021 tarihliyse ne düşünürüz? Footer'da hâlâ 2019 yazıyorsa? Referanslar arasında şirketin yıllardır çalışmadığı markalar varsa? Ekip sayfasında artık şirkette bulunmayan kişiler görünüyorsa? Web sitesi yaşayan bir iletişim aracıdır. Fakat birçok şirket siteyi proje olarak görür. Yaptırılır. Yayınlanır. Biter. Aslında yayınlandığı gün bitmez. Tam tersine o gün yaşamaya başlar. Ve bakım yapılmayan her canlı sistem gibi yavaş yavaş çevresinden kopmaya başlar.
Eski Bir Site Her Zaman Çirkin Değildir
Bu ayrımı yapmak gerekiyor. Eski görünmek ile kötü görünmek aynı şey değildir. Bazı eski tasarımlar hâlâ çok güzeldir. Hatta bugün retro olarak değerlendirilebilecek bazı web tasarım yaklaşımlarının kendine özgü bir karakteri vardır. Sorun, sitenin yaşının şirketin vermek istediği mesajla çeliştiği zaman ortaya çıkar. Örneğin 120 yıllık bir aile işletmesinin web sitesinde belirli bir geleneksel hava çok güzel çalışabilir. El yapımı ürün satan bir markanın sitesinin aşırı teknolojik görünmesine gerek yoktur. Bir antikacının sitesini bir fintech girişimi gibi tasarlamak anlamsız olabilir. Modern web tasarım demek her şeyi birbirine benzetmek değildir.
Hatta iyi tasarım çoğu zaman trendleri takip etmekten çok, hangi trendi kullanmayacağını bilmektir.
Her Yeni Olan Daha İyi Değildir
Web tasarım dünyası modaya fazlasıyla açıktır. Bir şey popüler olur. Bir anda herkes kullanmaya başlar. Dev başlıklar. Ekranın tamamını kaplayan videolar. Sayfayla birlikte hareket eden yazılar. İmleci takip eden efektler. Yatay kayan bölümler. Cam görünümlü kutular. 3D nesneler. Bir süre sonra internette birbirine benzeyen yüzlerce site ortaya çıkar. Beş yıl sonra dönüp baktığımızda bazıları döneminin şahane örnekleri olarak kalır. Bazıları ise tam tersine çok hızlı yaşlanır. Bu yüzden iyi bir web tasarım projesinin hedefi yalnızca “2026 yılında modern görünmek” olmamalıdır. Asıl zor soru şudur:
2029 yılında baktığımızda hâlâ iyi görünecek mi?
Zamansız Web Tasarımı Diye Bir Şey Var mı?
Tam anlamıyla zamansız bir web sitesi yapmak muhtemelen mümkün değildir. Teknoloji değişir. Ekranlar değişir. Kullanıcı davranışları değişir. Marka değişir. Ama bazı tasarım kararları diğerlerinden çok daha yavaş yaşlanır. İyi tipografi. Doğru boşluk kullanımı. Net bilgi mimarisi. Kaliteli fotoğraf. Kolay navigasyon. Okunabilir metin. Tutarlı renk kullanımı. Kullanıcıya saygı gösteren etkileşimler. Bunlar bir trend değildir. Bu yüzden tasarımın temelini bunlar oluşturduğunda sitenin ömrü uzar. Üzerine dönemin moda efektlerinden birkaçını ekleyebilirsiniz. O efektler yaşlandığında değiştirmek kolaydır. Ama sitenin bütün kimliğini bir trend üzerine kurarsanız trend öldüğünde site de onunla birlikte yaşlanır.
Web Sitesini Yenilemek Demek Her Şeyi Atmak Değildir
Bazen yıllardır çalışan bir web sitesinin çok değerli tarafları vardır. Google'da oturmuş sayfaları vardır. İnsanların alıştığı bir menü yapısı vardır. İyi hazırlanmış içerikleri vardır. Güçlü bir alan adı geçmişi vardır. Kullanıcıların bildiği bazı özellikleri vardır. Bu durumda web tasarım yenileme projesini “eskiyi çöpe atıp sıfırdan başlayalım” şeklinde ele almak doğru olmayabilir. İyi bir yenileme çalışması önce şu soruyu sorar:
Burada neyi korumamız gerekiyor?
Sonra ikinci soru gelir:
Neyi artık taşımamıza gerek yok?
Bir evi restore etmek gibi düşünülebilir. Her duvarı yıkmak restorasyon değildir. Bazen karakteri oluşturan şey zaten eski yapının içindedir.
Kullanıcı Sitenizin Kaç Yıllık Olduğunu Bilmez, Ama İlgilenilmediğini Anlayabilir
Belki de bütün meselenin en hassas noktası burada. Ziyaretçi profesyonel web tasarımcı değildir. Fontun neden eski göründüğünü açıklayamaz. Grid sistemini bilmez. CSS teknolojilerini tanımaz. Görsel hiyerarşi üzerine eğitim almamıştır. Ama yıllardır internet kullanmaktadır. Binlerce web sitesi görmüştür. Yüzlerce uygulama kullanmıştır. Bu yüzden tasarım bilgisi olmadan da güçlü bir sezgi geliştirmiştir. Bir restoranın temiz olup olmadığını anlamak için gıda mühendisi olmamız gerekmediği gibi, bir web sitesinin bakımlı olup olmadığını anlamak için de tasarımcı olmamız gerekmez. Kullanıcı bazen problemi tarif edemez.
Sadece hisseder. Ve internet üzerinde satın alma kararlarının şaşırtıcı derecede büyük bir kısmı bu küçük hislerin toplamından oluşur.
“Bizim Müşteriler Tasarıma Bakmıyor” Cümlesi
Özellikle B2B sektörlerinde sık duyulur. “Bizim müşteriler tasarıma bakmaz.” Doğrudur. Muhtemelen bakmazlar. Ama burada “bakmak” ile “etkilenmek” birbirine karıştırılır. Kimse bir sanayi firmasının sitesine girip: “Başlık fontunun ağırlığı çok güzel seçilmiş.” demez. Ya da: “CTA alanında kullanılan negatif boşluk satın alma kararımı olumlu etkiledi.” diye düşünmez. Fakat aynı kullanıcı siteyi açtıktan birkaç saniye sonra: “Bunlar kurumsal bir firmaya benziyor.” diyebilir. İşte tasarımın büyük bölümü zaten bu görünmez alanda çalışır. İyi web tasarım kendisini sürekli göstermeye çalışmaz. Kullanıcıya doğru hissi verir ve geri çekilir.
Küçük Teknik Hatalar Büyük Bir Yaş Algısı Yaratabilir
Web sitesinin yaşı yalnızca tasarımla anlaşılmaz. Küçük teknik sorunlar da ziyaretçinin algısını çok hızlı değiştirebilir. Bir bağlantıya tıklarsınız, 404 sayfası çıkar. Bir görsel yüklenmez. Form gönderildi mi belli olmaz. Mobilde menü kapanmaz. Bir sayfanın SSL sertifikasıyla ilgili uyarı çıkar. Facebook bağlantısı yıllar önce kapanmış bir hesaba gider. Harita çalışmaz. WhatsApp düğmesi yanlış numarayı açar. PDF kataloğun üzerinde 2018 tarihi vardır. Bunların her biri tek başına küçük bir problemdir. Fakat ziyaretçi bunları teknik hata olarak sınıflandırmaz. Zihninde daha basit bir sonuca ulaşır: “Burası pek güncel değil.”
İşte dijital yaşlanma bazen tasarımdan çok bakım eksikliğidir.
Bir Web Sitesinin Yaşını En Çok Ana Sayfa mı Gösterir?
İlginç biçimde her zaman değil. Firmalar genellikle ana sayfalarına daha fazla dikkat eder. Asıl yaş arka sayfalarda ortaya çıkar. Bir hizmet sayfasına girersiniz. Başka bir tasarım düzeni vardır. Sonra 2017 yılında eklenmiş bir haber açarsınız. Görsel küçücük kalır. Başka bir sayfada eski logo çıkar. İletişim sayfasındaki harita farklıdır. Bir PDF açılır ve şirketin önceki kurumsal kimliğiyle karşılaşırsınız. Bu durum eski şehirlerdeki binalara benzer. Ön cephe yenilenmiştir ama arka sokağa geçtiğinizde binanın gerçek yaşı ortaya çıkar. İyi bir web tasarım yenilemesi yalnızca ana sayfayı güzelleştirmek değildir.
Sitenin tamamında aynı döneme aitmiş hissi oluşturabilmektir.
Web Sitesinin Yaşlanması Ne Zaman Gerçek Bir Probleme Dönüşür?
Her eski görünen siteyi hemen değiştirmek gerekmez. Bir web sitesi şirketin ihtiyacını karşılıyorsa, ziyaretçiler aradığını buluyorsa, mobil kullanımı rahatsa, hızlıysa, güven veriyorsa ve marka kimliğiyle hâlâ uyumluysa yalnızca birkaç tasarım trendi değişti diye çöpe atılmamalıdır. Fakat bazı işaretler birlikte ortaya çıkmaya başladıysa artık düşünme zamanı gelmiştir. Şirketin kalitesi sitenin kalitesinden belirgin biçimde ilerideyse... Rakipler dijital tarafta ciddi biçimde öne geçtiyse... Mobil trafik yüksek olduğu halde mobil deneyim zayıfsa... Siteye yeni içerik eklemek giderek zorlaşıyorsa... Kullanıcılar sık sık aradıkları şeyi bulamadıklarını söylüyorsa...
Formlardan gelen dönüşler azaldıysa... Site güncellendiğinde sürekli başka bir yer bozuluyorsa... Yeni hizmetleri mevcut yapıya yerleştirmek mümkün olmuyorsa... Google'dan trafik geliyor ama ziyaretçiler çok kısa sürede ayrılıyorsa... Ve belki en basit test: Web sitenizin adresini yeni tanıştığınız önemli bir müşteriye verirken içinizden hafifçe “keşke siteyi yenileseydik” diyorsanız... Aslında cevabı büyük ölçüde biliyorsunuzdur.
En Tehlikeli Eski Site, Çalışmayan Site Değildir
Çalışmayan bir web sitesinin problemi açıktır. Herkes görür. Müdahale edilir. Asıl tehlikeli olan site çalışıyordur. Yıllardır. Hiç hata vermiyordur. Sipariş geliyordur. Form çalışıyordur. Google'da da çıkıyordur. Bu nedenle kimse ona dokunmak istemez. Ama zaman içinde şirket büyürken site yerinde kalır. Firma beş kişiden elli kişiye çıkar. Üretim kapasitesi üç katına çıkar. Yeni ülkelere ihracat başlar. Marka daha büyük müşterilerle çalışmaya başlar. Fakat web sitesi hâlâ firmanın küçük olduğu dönemin hikâyesini anlatır. Teknik olarak hiçbir şey bozulmamıştır. İletişim açısından ise şirket ile sitesi arasındaki mesafe her yıl biraz daha açılmıştır.
Bazen Yeni Web Tasarım İhtiyacını Google Analytics'ten Önce Bir Müşteri Söyler
Rakamlar değerlidir. Ziyaret süresi, hemen çıkma oranı, dönüşüm oranı, mobil trafik, kullanıcı akışı... Bunların hepsi incelenmelidir. Ama bazen en değerli veri bir toplantıda gelir. Müşteri şöyle der: “Sizi araştırdık ama sitenizden tam anlayamadık.” Bu cümle üzerinde durmaya değer. Çünkü web sitesinin en temel görevlerinden biri firmanın ne yaptığını anlatmaktır. Bir başka müşteri: “Telefon numaranızı zor buldum.” diyebilir. Ya da: “Mobilde kataloğu açamadım.” Bunlar küçük kullanıcı şikâyetleri gibi görünür. Aslında tasarımın gerçek dünyadaki test sonuçlarıdır. Web sitesi tasarımcının ekranında değil, müşterinin elinde başarılı veya başarısız olur.
Peki Bir Site Kaç Yılda Bir Yenilenmeli?
Bu sorunun cevabını “3 yılda bir” veya “5 yılda bir” diye vermek kolay olurdu. Ama doğru olmazdı. Web sitesinin kilometre sayacı yoktur. Bazı siteler üç yılda yaşlanır. Bazıları yedi yıl boyunca küçük güncellemelerle gayet iyi durumda kalabilir. Burada takvimden daha anlamlı olan şey değişimin hızıdır. Şirket ne kadar değişti? Müşteriler ne kadar değişti? Sektör ne kadar değişti? Kullanılan cihazlar ne kadar değişti? Markanın hedefleri ne kadar değişti? Web teknolojileri ne kadar değişti? Rakiplerin dijital seviyesi ne kadar değişti? Bütün bunların sonunda web sitesi hâlâ şirketi doğru temsil ediyor mu? Asıl soru budur.
İyi Yaşlanan Bir Web Sitesi Nasıl Olur?
İyi yaşlanan siteler genellikle ilk bakışta en gösterişli siteler değildir. Çünkü bütün güçlerini dönemin moda efektlerinden almazlar. Temelleri kuvvetlidir. Kullanıcı nereye bakacağını bilir. Metin rahat okunur. Sayfalar arasında tutarlılık vardır. Fotoğraflar kaliteli ve anlamlıdır. Navigasyon basittir. Markanın kimliği tasarımın içinde kaybolmaz. Mobil kullanım sonradan eklenmiş bir özellik gibi durmaz. Gereksiz hareketlerden kaçınılmıştır. Teknoloji kullanıcı ile içerik arasına girmez. Böyle siteler de yaşlanır. Ama güzel yaşlanır. Eski bir deri çanta ile eski bir plastik poşet arasındaki fark biraz buna benzer.
İkisinin de üzerinden zaman geçmiştir. Ama zaman ikisine aynı şeyi yapmamıştır.
Belki de Web Tasarımın En Zor Tarafı Budur
Bir web sitesi yaparken aslında yalnızca bugünü tasarlamıyoruz. Henüz piyasaya çıkmamış telefonlarda görüntülenecek bir şey hazırlıyoruz. Henüz şirkete gelmemiş müşteriler okuyacak. Belki henüz işe alınmamış çalışanlar kullanacak. Bugün yeni olan bir tasarım dili birkaç yıl sonra sıradanlaşacak. Bugün çok etkileyici görünen bir efekt belki iki yıl sonra rahatsız edici bulunacak. Bu nedenle iyi web tasarım biraz da geleceğe karşı mütevazı olmayı gerektiriyor. Her trendi kullanmamak. Her boşluğu doldurmamak. Her yeni teknolojiyi sırf yeni olduğu için siteye koymamak. Bazen tasarımcının en önemli kararı yaptığı şey değil, yapmamayı seçtiği şeydir.
Sitenizi Küçük Bir Teste Sokun
Uzun zamandır kendi web sitenize bakıyorsanız onu objektif değerlendirmek giderek zorlaşır. Çünkü gözünüz alışır. Logonun biraz fazla büyük olduğunu artık görmezsiniz. Menüdeki gereksiz bağlantıları fark etmezsiniz. 2019'dan kalan fotoğraf size normal gelir. Telefon ekranında üç satıra düşen başlığı kanıksamışsınızdır. Bu yüzden basit bir test yapılabilir. Sitenizi birkaç gün hiç açmayın. Sonra daha önce görmediğiniz bir web sitesiymiş gibi telefonunuzdan girin. İlk beş saniyede kendinize yalnızca üç soru sorun: Bu firma ne yapıyor? Neden bu firmaya güvenmeliyim? İletişime geçmek istersem ne yapacağım? Cevaplar hemen karşınıza çıkıyorsa iyi.
Sonra biraz daha gezin. Sayfalara bakın. Fotoğrafları inceleyin. Metinleri okuyun. Footer'a kadar inin. Ve bu kez daha zor bir soru sorun:
Bu web sitesi şirketimin bugün geldiği noktayı gerçekten gösteriyor mu?
Çünkü bir web sitesinin yaşını belirleyen şey çoğu zaman yayınlandığı tarih değildir. Şirket ile web sitesi arasındaki mesafedir. Firma ilerlemeye devam ederken web sitesi olduğu yerde kalıyorsa, o mesafe sessizce büyür. Önce birkaç küçük tasarım ayrıntısında kendini gösterir. Sonra içeriklerde. Fotoğraflarda. Mobil deneyimde. Kullanıcının site içinde hareket etme biçiminde. En sonunda ziyaretçinin açıklamakta zorlandığı o kısa cümle ortaya çıkar: “Site biraz eski gibi.” O cümle aslında bir tasarım eleştirisinden çok daha fazlasını söylüyor olabilir. Çünkü ziyaretçi web sitenizin hangi yıl yapıldığını bilmiyor. Ama şirketinizin bugününü görmek istiyor.